Beyoglu’nun En Güzel Abisi

beyoglununenguzelabisi

“Neden korkuyor?”

Başıyla Pirana’yı gösterdi.

“Öteki gözünü de kör edersiniz diye…”

“Ne?”

Dün gece Pirana’yı tokatlayınca yana kayan bandın altından çıkan o küçük, karanlık çukur canlandı hafızamda… Ne anlatmaya çalışıyordu Keto?

“Gözü nasıl kör oldu Pirana’nın?”

“Sizinkiler yaptı Başkomiserim . Polisler…”

Elindeki pamuğu burnuna dayayan Pirana, usulca başını sallayarak sessizce onayladı arkadaşını.

“Ne.. Ne zaman?” diye kekeledim. “Ne zaman oldu bu?”

“Geçen Haziran.. Şu parkta…”

Neden bahsediyordu bu çocuk?

“Taksim’deki parkta…”

“Gezi Parkı’nda.. Geçen yaz…”

Sonunda jeton düştü.

“Gezi Parkı Direnişi’nde mi? Senin ne işin vardı orada?”

Sanki gözü çıkan kendisi değilmiş gibi kurnazca sırıttı.

“Yemek vardı, giyecek veriyorlardı, kot pantolon, tişört filan…”

“Evladım, bunlar için gidilir mi oraya? Cehennem gibiydi park…”

“Sizinkiler gelene kadar öyle değildi.” Keto’ydu konuşan. “

“Evet, polis pislik yaptı Başkomiserim.” Sesini yükseltmişti. “İster kız, ister bağır fark etmez. Sizinkiler çok kötülük yaptı insanlara. Hepsi okumuş abilerdi onların, hepsi iyi insanlardı. Ağaçlar için gelmişlerdi oraya… Tiyatro oynuyorlardı, konser veriyorlardı, resim yapıyorlardı. Bize de yaptırdılar. Film bile çektiler. Hatta ben de oynadım… Ağaçlar için…”

“Ağaçlar için,” diye onayladı tinerinden bir anlığına kopan Pirana. “Ağaçları kesip alışveriş merkezi yapacaklarmış orada. O abiler, o ablalar bi’siktir çekti bunlara… Hiç beklemezdim valla. Boyalı saçlı kızlar, küpeli oğlanlar, böyle dövmeleri filan da var. Fakat sağlam çocuklarmış. Onca gaza, onca tazyikli suya bana mısın demediler… Bi’sürü de polis vardı ha. Hiç birini iplemediler valla…”

Evladım gözünü kaybetmişsin daha ne konuşuyorsun diyecektim, izin vermedi Keto.

“Yanlış anlama Başkomiserim, biz eylem için orada bulunmuyorduk. Bizim mekanımız orasıydı. Metronun çıkışındaki büyük çınarın altında geceliyorduk, hani şu köşedeki en büyük ağaç. Uyuduğumuz yer yani… Büyük bir uyku tulumumuz vardı. Pirana, Musti, ben kıvrılıp yatıyorduk içinde. İşte bir sabah… Sabah dediysem güneş filan doğmadan ha… Düşmana baskın verir gibi senin polisler saldırdı. Otuz çadır ya var, ya yok. Döverek çıkardılar o abileri, ablaları… Ama harbi çocuklarmış yılmadılar.”

“Ne yılması be…” diye Pirana başladı yine. “Aslanlar gibi karşı koydular… Ama çok polis vardı.”

Geri Parkı’nda neler yaşandığını hatırlıyordum, korkunçtu. Hükümet acımasızca sürmüştü bizim çocukları göstericilerin üstüne. Hepimiz için utanç vericiydi. Bir kez daha anlamıştık ki bir ülkede otoriter bir yönetim varsa ilk kaybeden polis teşkilatı olurdu.

“Olanları biliyorum çocuklar.” Dedim daha fazlasını duymak istemediğim için. “Senin gözüne ne oldu, onu anlat.” Birden durdu, sanki sağ gözü şimdi kör olmuş gibi boş elini siyah bandın üzerine attı.

“Puştun teki,” dedi nefretle. “Puştun teki, üç metreden gaz fişeği sıktı tüfekle. Boş bulundum, yoksa yaklaştırmazdım yanıma. Başımı çevirmiştim ki herif bastı tetiğe… Fişek gözüme saplandı. Sert bir tokat yemiş gibi oldum. Her yer karardı, ama gözümün patladığını anlamadım, birazdan geçer zannettim.

“Ölüme gidiyoruz dedin de mazotumuz mu bitti dedik?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir