Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü

TANRI OLMAK İSTEYEN OTOBÜS ŞOFÖRÜ
ORİJİNAL ADI: He Bus Driver Who Wanted To Be God
YAZAR: Etgar Keret
YAYINEVİ: Siren Yayınları
ÇEVİRİ: Avi Pardo
[1. Baskı, Ekim 2010, İstanbul, Sf: 152]

Etgar Keret okumamıştım hiç lakin birkaç eleştiri yapıldı etrafımda o yüzden hem kara mizah yazısını hem de öykü olduğunu görünce okuma listeme almıştım. Salt kara ve karanlık öykü olsa sanırım daha fazla tatmin ederdi beni ama birkaç öykünün formu düşüktü. Başta zaten öyküler çok temelsiz ve sallantılı geldi bana. Sonra üzüntüyü, mutluluğu, sevgi ve saygıyı ve daha birçok duyguyu ya zıttı ile ele almış ya da hepsini bir kadrajda toplamış.
Rahim öyküsünde olduğu gibi mesela. Neden bir annenin kıymetini anlamamız için böyle bir yöntem seçmiş ki dedim. Kanser olduğu için rahmi alınan bir annenin, evladı üzerinde bıraktığı etki anlatılıyor; hüzünlü bir öykü temelde ama dış görünüşte absürd komedi gibi aktarılmış anlatı tarzı olarak. Tüm öykülerin orijinine olumsuz ve karanlık bir kavramı koyuyor(hastalık, aldatma, ölüm, cehennem gibi) ama sanki herkes neşeliymiş gibi aktarıyor. Müzede sergilenen bir rahim üzerinden betimlenen annenin kıymetinin bu şekilde aktarılması garip geliyor önce. Lakin yazarın kendine has, değişik ve yaratıcı bir hayal dünyası olduğunu düşünüp beğendim. Kara(noir) film izlerken bende hep şöyle bir hava oluşur: Kara filme konu olan başrol kişi ve filmin havası umursamazlık görünümlü umursarlık şeklindedir hep. Bu kitapta da öyle. Karanlık yönlere umursamazca bir bakış atılıyor gibi. Genel itibariyle öyküler yaratıcıydı. Avi Pardo bizden biri gibi ünlemler ve argolar kullanır çeviride genelde. Misal öykünün birinde ”Lamı cimi yok!” demiş. Hiç yabancılık çekmedim çevirisinde, olaylar sanki kendi mahallemde gelişiyormuş gibiydi. Aşırı yerelleştirmeyi normalde doğru bulmuyorum ve kitabın yazarı Etgar Keret değil de Avi Pardo’ymuş gibi bir havaya yol açmış. Yine de istemsizce Avi Pardo çevirisini sevmeden edemiyorum. Öyküleri kısa kısaydı sadece son öykü uzundu biraz. Tüm öyküleri de ayrı tat bırakıyor insanda ama merakta da koyuyor olaylar tam olarak gelişmeden kesildiği için.

Not: İnceleme alıntıdır. Ebru G.

Kitaptan alıntılar:

“Bir düşün. Düşte herkes duvarın öte yanına geçiyor çünkü varoluşlarını ciddiye almıyorlar. Ama sen, kafan sürekli kendinle meşgul olduğu için duvarı aşamıyorsun.”

“Hiçbir şey olmayacağını zaten biliyoruz. Madem hiçbir şey olmayacak, bari güzel kızların bulunduğu ve iyi müzik çalınan bir yerde olmasın. Öyle değil mi?”

“Bir sevinç çığlığı ya da iltifat karşılığında ihtiyaçlarını gidermek, içinde yaşadığımız toplumun fertlerinin işine gelen bir şey bu. “

“Onu gerçekten sevmediğimi söylüyor. Sevdiğimi söylüyordum, sevdiğimi düşünüyordum, ama sevmiyordum. İnsan birine onu sevmediğini söyleyebilir, ama başkasının kendisini sevip sevmediğine karar vermek? Bu bir yenilikti benim için. Doğru, hak ediyordum. Bir kokarcayla yatağa girersen çocukların koktuğunda şikâyet edemezsin. “

“Eskiden idam cezalarını elektrikle infaz ederlerdi, şalteri indirirlerdi ve bütün bölgede ışıklar birkaç saniye göz kırpardı. Herkes yaptığı işi yarıda bırakırdı, özel bir haber okunuyormuş gibi. Otel odamda otururken ışıkların nasıl kırpışacağını filan düşündüm, kırpışmadı ama. İğne kullanıyorlar artık, bu yüzden kimsenin infaz anından haberi olmuyor. Bir saat sonra gerçekleşeceğini söylemişlerdi. Saatimin yelkovanını seyrettim, on ikiyi gösterdiğinde, “ölmüş olmalı,” diye geçirdim içimden.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir