Jitem’i Ben Kurdum

jitem

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Her alanı çatışma ve müdahale alanı olarak kabul etmek mümkün değildir. Onun için belli bölgeleri taciz ederek, grubu belli bölgelerden kanalize ederek istediğimiz alana götürürdük. PKK’yi, onlara zarar verebileceğimiz, onların da kendilerini en rahat hissedeceği alana çekerdik. Durumdan yararlanır ve ölüm bölgesine girip çatışmaya başlardık.

JİTEM askerinin bir tek silahı vardır. Başka ateş gücü olan veya müdahale gücü olan ne bir bıçak, ne bir tabanca, ne bir el bombası vardır. Bir tek Kanas’ı vardır. Yüz kişilik bir PKK grubu mevcut ise, on kişiyle ölüm bölgesine gireceği onar tane fişek verilir. Onardan yüz tane yapar. Bu herkes için yeterlidir. Kafasını taşın arkasına sokup da ateşten kurtulma çabasını göstermezse o mermileri de kaybeder. O on kişi sağındaki, solundaki, önündeki ve arkasındaki güçleri desteklemeyi benim emrimde yapar. (syf 37)

Ondan sonra da aradan fazla zaman geçmeden Eşref Bitlis’in uçağı düşüyor.

Ben o konuda daha önce iki tez öne sürdüm. Birincisi Amerika, Kuzey Irak’ın doğusuna, hududumuzun dışına gitmemizi istemiyor. Bunu Amerika da istemiyor, Rusya da istemiyor. Dolayısıyla İsrail hiç istemiyor. Neden istemiyor İsrail? Burası çok önemli. İsrail bayrağının üzerindeki iki tane mavi çizgi vardır. Üst tarafı Mezopotamya’yı ifade eder, alt çizgi de Fırat’ı. İsrail’in ideali Ortadoğu’da buluşmak. Bu ideal, Türkiye’nin bir bölümünü de kapsıyor. Hiçbir şekilde, İsrail de, Amerika da Türkiye’nin bu bölgede güçlü olmasını istemez. Bizimkileri Mesut Barzani ile kandırmaya çalışıyorlar şimdi. Mesut Barzani, Celal Talabani’den, Celal Talabani, Mesut Barzani’den daha beterdir. Bunu bu iki birimden biri yapmış olabilir. Ayrıca PKK de istemiyor. PKK de üçüncü birim olarak suikasta katılmış olabilir. Hatta Rusya’yı da katarsak 4 birinden biri yapmış olabilir. (sayfa 104)

Ben, iki korumamla beraberdim, sivildim. Üzerimde siyah takım ve siyah kravat vardı. Çocukların da takım elbiseleri siyahtı. Yalnız onların pardösülerinin altında kalaşnikof vardı. Bende de çift silah vardı. Mermiler ağzına sürülüydü. Sonra Kocatepe’ye gittim. Cami avlusunda bir grup vardı. Baktım, içlerinde tanıdıklarım da var. Cem Ersever’in devre arkadaşlarını gördüm orada. Bana “sen görürsün” gibilerinden bakıyorlardı.

Dualar edildi, camiden alındı rahmetlinin tabutu. Sadece merkez komutanlığının inzibatları tarafından sırtlandı. Ben o zaman –onların çoğu da resmi – onlara bağırdım: “Öküz gibi beni izleyeceğinize bir yarbayı bir ere taşıtmayın, siz taşıyın!” dedim. Bunun üzerine tartışma çıktı. Sonra subaylar ikaz edip, subaylar subayı taşısın dediler. Sonra şehitliğe gittik, rahmetli gömüldü. Toprağın atıldığı sırada bana bakıyorlardı. Döndüm. “Bakın, sizin bakışlarınızı hiç iyi görmüyorum. Hodri meydan!” dedim. “Burada mezarın başında hesaplaşalım, başka tarafa gitmeye lüzum yok.” Orada generaller de vardı. Ben belimi açtım, “Bende iki silah var. İkisi de dolu şarjörlü, horozları açık. Siz de çekin silahlarınızı, sıkalım. Kim ölürse ölsün. Öyle kindar şekilde, Arif Doğan, Cem Ersever’i öldürtmüştür diye tavır almayın.” Dedim. “Ben öldürttüğüm pisliğin mezarına gelmem!” dedim. Sonra silahlarını toplatıp gömdürdüm. Şaşırıp kaldılar. “Ben bu canımı vatan, millet, toprak için verdim. Siz Cem Ersever asri mezarlığa gömülürken neredeydiniz?” dedim. Donup kaldılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir