Köy Enstitüleri – Can Dündar

Koy_Enstituleri (1)
Kitabın Adı: Köy Enstitüleri
Yazar: Can Dündar
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa: 104

Can Dündar hakkında kısaca bilgi:

16 Haziran 1961’de Ankara’da doğdu.
Mimar Kemal İlk ve ortaokulunda ve Atatürk Lisesi’nde okudu.
1982’de A.Ü.S.B.F. Basın-Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu.
1979’den itibaren sırasıyla Yankı (1979-1983), Hürriyet (1983-1985), Nokta (1985), Haftaya Bakış (1987), Söz (1987-1988) ve Tempo’da (1988) çalıştı.
1986’da İngiltere’de ‘London School of Journalism’i bitirdi.
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde Siyaset Bilimi dalında yüksek lisansını 1988’de tamamladı.
1996’da aynı bölümde doktora derecesi aldı. Daha fazla bilgi için TIKLAYIN

Paşa sokuluyor kızın yanına, “Kızım çantanda ne var görebilir miyiz?” diyor. “Görebilirsiniz paşam,” diyor kız. Çantasından bir çeyrek köfte ekmek ve bir de Antigone adlı, klasiklerden yeni çıkmış bir kitap çıkarıyor. İnönü yanındakilere dönüyor, “Görüyor musunuz?” diyor, “Köy Enstitüleri’nde kitap, ekmekle bir tutuluyor. Ne zaman Türkiye’de erinden generaline, sade vatandaşından cumhurbaşkanına kadar herkes ekmekle kitabı azığıyla bir araya getirebilirse Türkiye’nin kalkınması daha gerçekçi olacak. Tam bağımsızlık o zaman gerçekleşmiş olacak.”

Ne kadar doğru bir söz, ne kadar doğru bir düşünce.

Enstitülerin kapatılmış olmasının ülkemiz adına ne kadar kötü sonuçlar doğurduğunu gördük. Görüyoruz. Geçmiş yıllarımızda yapılan hataları, üzerimizde oynanan oyunları gördükçe bu vatana daha bir sımsıkı sarılıyorum.

Köy eğitimi meselesini cumhuriyetin ilanından sonra araştırmış ve birçok yönüyle ortaya koymuş belgesel tadında bir çalışma. Belki de ülkemizi şuan çok farklı bir duruma getirecek bu projeyi anlamak isteyenlere tarafsız bir bakış açısıyla hazırlanmış çok güzel bir çalışma. Bu okulların nasıl ziyan edilip köylerimizi karanlığa hapis edenleri göreceksiniz. Kitabı okurken sinirlenmemek elde değil. Bu kadar cahil, bu kadar yobaz olunmaz.

Kitaptan Alıntılar:

Sürer eker biçeriz, güvenip ötesine,
Milletin her kazancı milletin kesesine
Toplandık başçiftçinin, Atatürk’ün sesine
Toprakla savaş için, ziraat cephesine.

 

Kurtuluş 15 yıl önce gerçekleşmiş ama ülke yoksulluktan ve cehaletten kurtulamamıştı.
Ne dil devrimi ne de okuma yazma seferberliği köyün gelişmesine yetmişti. Ülkenin nüfusu 16 milyondu, okuryazar sayısı sadece 2,5 milyon… Yani 7 kişiden sadece biri okuma yazma biliyordu.
Nüfusun yüzde 80’i köylerde yaşıyordu ve devrimler, henüz 40 bin köyün sınırları içine sokulmamıştı. Çocukların geldiği Anadolu cehalet içinde kıvranıyordu.
Devrimin önder kadroları, 1935’te CHP’nin 4.Kongre’sinde köyün kalkınması için önlem almaya karar vermişti. Bu cehaleti yenmek istiyorlardı; ama nasıl?…

 

Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan, çözüm arayan Mustafa Kemal’e “Elimde para var fakat eleman yok,” diyordu.
Çözümün ilk ışığı bu ikilinin yaptığı görüşmede yandı. Mustafa Kemal, içinden yetiştiği camiayı, askerleri devreye sokmayı düşündü:
“Erlerin eğitimini yaptırdığımız çavuşlardan bu konuda da pekala yararlanılabilinir,” dedi.

 

Okulun kampanası çaldı. Okulun önünde toplandılar. 10 Kasım 1938. Genç bir adam merdivene çıktı, biz öğrencilere bir konuşma yaptı. O zaman dondum kaldım. Atatürk’ün öldüğünü haber verdiler. Yani en sevinçli günümde arkasından büyük bir üzüntü. Önce ne yapacağımızı bilemedik. Fakat bizden önceki sınıftan abiler, ağlamaya başladılar. Abi dediğim, onlar da 12-13 yaşında çocuklar. Biz de başladık ağlamaya. Böyle büyük bir üzüntü oldu.

 

Atatürk’ün ölümü, bir dönemin kapanışının da habercisiydi.
Atatürk’ten sonra liderliği İsmet İnönü devralacak ve köyde eğitim projesini sürdürme görevi ona düşecekti. İnönü, cumhurbaşkanı seçilince kabineyi Celal Bayar kurdu ve milli eğitim bakanlığına Hasan Ali Yücel getirildi. Yücel, hayatını eğitime adamış bir felsefe hocasıydı.
Bakanlıkta tam bir devrim yaptı. Üniversiteler kanunu çıkararak özerkliği güvence altına almaya çalıştı.
Dünya klasiklerinin çevrilmesi için bir tercüme bürosu kurdurarak 500’den fazla eserin Türkçeye kazandırılmasını sağladı.
Ama onu ölümsüzlüğe kavuşturacak asıl projesi Köy Enstitüleri oldu.
Yücel’in Milli Eğitim Şurası’nda tartışmaya açtığı bu proje cumhuriyetin en önemli hamlelerinden biriydi.
Yücel, bir yasa tasarısı hazırlatarak ülkeyi, tarım koşullarına göre her biri 3-4 ili kapsayan 21 bölgeye ayırdı.
Bu 21 bölgenin en uygun yerlerine bire Köy Enstitüsü kurulacaktı.
Enstitüler şehirden uzakta olacak ama mümkünse tren istasyonuna yakın bir yere kurulacaktı.
Bu enstitülerde köyün kalkınması için gerekli öğretmenler yetiştirilecekti.
Ancak öğretmen sadece okuma yazma öğretmekle kalmayacak, aynı zamanda köylüye modern tarım tekniklerinden marangozluğa, müzikten hasta tedavisine kadar her konuda eğitim verecekti.
Bir anlamda yerel önder aydınlar yetiştirilecekti.

 

Anadolu, bin yıllık uykusundan uyanmaya yüz tutmuştu. Bu uyanışın en güzel örneği İnönü’ye, 1942 yılında ziyaret ettiği Savaştepe Köy Enstitüsü’nde, konuştuğu bir kız öğrenci yaşattı.

Paşa sokuluyor kızın yanına, “Kızım çantanda ne var görebilir miyiz?” diyor. “Görebilirsiniz paşam,” diyor kız. Çantasından bir çeyrek köfte ekmek ve bir de Antigone adlı, klasiklerden yeni çıkmış bir kitap çıkarıyor. İnönü yanındakilere dönüyor, “Görüyor musunuz?” diyor, “Köy Enstitüleri’nde kitap, ekmekle bir tutuluyor. Ne zaman Türkiye’de erinden generaline, sade vatandaşından cumhurbaşkanına kadar herkes ekmekle kitabı azığıyla bir araya getirebilirse Türkiye’nin kalkınması daha gerçekçi olacak. Tam bağımsızlık o zaman gerçekleşmiş olacak.” İşte Köy Enstitüleri bunun yolunu açıyor:

Köy Enstitüleri – Can Dündar” hakkında 3 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir