Teşkilatın 2 Silahşoru

teskilatin2silahsoru

Bütün Makedonya, tıpkı Bulgar komitacılarının yaptığı gibi, beş bölgeye bölünmüş ve jandarma ıslahı için her bölgeye bir yabancı uzman verilmişti.
Tüm jandarma bölgelerinin komutanlığını ise bir İtalyan general yapıyordu. Onun yanında 25 yabancı subay bulunuyordu. Vilayet bütçesini Osmanlı Bankası kontrol ediyordu. Anlaşıldığı gibi Makedonya’daki Osmanlı toprağı en geniş bir şekilde yabancı kontrolüne bırakılmıştı.

  1. Abdülhamid bu istekleri hemen kabul etmişti.
    Bölgeye Osmanlı umum müfettişi olarak Hüseyin Hilmi Paşa gönderilmişti.
    Paşa gelir gelmez ne yapmıştı dersiniz?.. Biz Türk zabitleriyle uğraşmaya başlamıştı… Paşa, Bulgar, Yunan, Arnavut, Sırp komitacılarıyla uğraşma yerine İttihat ve Terakki Cemiyeti üyelerinin peşine düşmüştü.
    Yıldız Sarayı, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni, hayatı için en tehlikeli varlık görüyordu.
    Ama Zatı Şahane bilmiyordu ki, artık uyanmıştık.
    Biz Osmanlı zabitleri artık Zatı Şahane’nin emir kulları değildik.
    Onun her isteğine köleler gibi gözü kapalı boyun eğemezdik… Artık kul olmak istiyorduk…

Korkulan cemiyet İttihat ve Terakki her geçen gün büyüyordu. Makedonya’da bulunan zabitlerin gönüllü, koşarak cemiyete girmemizi hızlandıran olay, 1903 yılının mayıs ayında meydana geldi.
Manastır’daki Rus başkonsolosu Rostkovkiy her zaman âdeti olduğu üzere, elinde kamçısıyla cadde ve sokaklarda dolaşırdı. Rastladığı Türk askerlerine hareket ederdi. Hatta döverdi.
Bir gün, bir resmi binanın kapısında nöbet bekleyen Türk askerine saldırdı. Askeri kamçıyla dövmeye başladı. Sebebi kendisine selam verilmemesiydi. Bizim asker dayanamadı, silahını çekip başkonsolosu öldürdü. Aslında asker vazifesini yapmıştı!

Fakat ne oldu dersiniz?.. Harp Divanı kuruldu; hem başkonsolosu vuran Halim adındaki asker, hem de o sırada kapıda bulunan diğer Türk asker idama mahkûm edildi.
Üzerinde Osmanlı üniforması bulunan ve hakarete uğradığı, dövüldüğü için kendisini savunan Türk askerini, bizim yüce Osmanlı Devletimiz, yabancılardan çekindiği için darağacına gönderdi. Harp Divanı’nda Enver Bey de görevliydi. Hiçbir şey yapamamanın ezikliğini, o da, o gün gördü.
Ve iki Türk askeri asıldı…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir