Yalnızız – Peyami Safa

Peyami Safa’dan okuduğum ikici kitaptı. 5 -6 Sezonluk bir diziye başlarsın da ilk sezonunda bir cacık olmadığı için sıkılırsın ya o diziden. Bende de aynen öyle oldu. İlk 100 sayfasında beni kitaba bağlayan bir şey olmadı. Sonra kendini zorlarsın dizinin ikinci sezonunu da izlersin “hah işte tamam dizi şimdi başlıyor” dersin. İşte bu kitapta da aynen böyle oldu.

Besim’in yemekler üzerine yaptığı efsane diyaloglarda kendimi buldum resmen 🙂

Bir ülke düşler Peyami Safa, adını Simeranya koyar. Mutlu insanların yaşadığı, bedenlerin ve zihinlerin köleleştirilemediği bir ülkedir bu. Yaşadığı dönemin karmaşaları, çarpıklığı ve yalanlarından kaçmak için bir sığınaktır aslında Simeranya. Ütopik dünyadan uzaklaştığımızda romanda kişi analizleri ve psikolojik tahlillerin yoğunluğu göze çarpmaktadır. Toplumun ahlak kurallarının kabullenemeyeceği bir şüphe ile okuyucusunu soru işaretleriyle serüvene başlatan Safa, roman kahramanı Samim’in aşkı, Meral’in Paris sevdası, yalanları, zaafları ve bunların derinlemesine irdelenmesi ile devam ediyor.
Anlatımın ve duygu aktarımının çok güçlü olduğu kitapta yapılan aşk tanımı da çok derindir.

“Aşk bize, benliğimizi aşmayı ve sevgilimizin şahsiyetine dalarak, başka bir insanda sosyal ve universal bir iştirakin ilk merhalesini yaşamayı gösteren bir yükseliştir.”

Yalnızız romanı, ruh tahlilleri ve kendi türünde açtığı yol ile Türk edebiyatının zirve eserlerinden biridir diyebilirim. Bu romanında da doğu batı, madde-mana, ruh- beden, idealizm- materyalizm gibi ikilemler üzerinde durularak ruhunu arayan bir toplum anlatılmaktadır. Samim’in Simeranya ülkesi sizi de cezbedecek ve içine çekecektir. Bırak şu maddeyi, boğ şu ölçü dehanı, doy şu fizik ve matematiği anlama merakına, kov şu nicelik fikrini, dal kendi içine, koş kendi kendinin peşinden, bul onu, bul kendini, bul ruhunu, bul, sev, bil, an, gör, kendi içinde gör Allah’ını… sözleriyle okuyanı sarsar, adeta ruhun dehlizlerinde dolaştırır ve daha bir çok hissiyat içerisinde öyle bir büyüler ki bir de bakmışsınız roman bitmiştir.

Aslında hepimiz yalnızız diyor yazar eserinin son bölümünde. Kalabalık içinde bile nasıl yalnız kalınabildiğini çok güzel tasvir ediyor.
Dilimiz başka söylese de vücut dilinin, gözlerin insanı nasıl ele verdiğini, vücut dilinin yalan söylemekte o kadar da başarılı olamadığını anlatıyor yazar. Yalan söyleyen sadece kendini kandırıyor Samim’in karşısında.
Ayrıca gerilimin yoğun olduğu bölümler de var. Bana göre en gerilimli bölümler ise Necile ile Renginaz’ın yaşadığı gece. Gerçekten de kendinizi oradaymışsınız gibi hissediyorsunuz.

Çok iyi psikolojik tahlillerin yanı sıra akıcı, gizemli ve sürükleyici bir romandır. Peyami Safa’nın bu kitapta yer alan şu sözleri ile bitirelim. “İnsan önünü göremediği için düzlükle uçurum arasındaki farkı, adımını attıktan sonra anlarmış.”

Yazar çok farklı karakterleri bir ailede bir araya getirip aile fertlerinden yola çıkarak insan ilişkileri, toplum, ahlaki değerler gibi bir çok konuya değinmiş. Severek okunacak bir eser tavsiye ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir