Kemal Tahir – Yorgun Savaşçı

Kemal Tahir bu toprakların yetiştirdiği belkide en iyi romancımızdır. Yazdığı romanların hepsinin gerçek temelleri vardır. Bir kitabı yazarken yüzlerce kaynağı tarar öyle yazar.

Kitap hakkında çok şey söylenebilir. Çünkü herkes için mutlaka bir şey ifade edebilecek türde bir kitap. Kimisi için çok sıkıcı kimisi için akıcı kimisi için konu sade kimisi içinse yeterli olabilir. En azından ben şunu anladım ki. Tarih derslerinde anlatıldığı kadar kolay olmamış halkın direnişi. “Kuvayi Milliye birlikleri seferber olup bizi düşmandan kurtardılar” dediklerinde artık bunun bu cümlenin söylenişi kadar basit bir iş olmadığını bileceğim. O zamanlar düşman ülkelerinin bayraklarıyla kendi ülkesinde onları karşılayan insanlarımızın neden böyle yaptığını bir nebze olsun anlayabileceğim. Padişahların Kuvayi Milliye’nin hareketlerini engellemeye çalıştığıyla ilgili bazı bölümlere inanmak istemedim. Daha çok padişahların buna mecbur kaldığı için öyle davrandıklarını düşünüyorum ve benim bu düşüncemin kitapta daha ağırlıklı olarak yer almasını isterdim.

Bu roman da kurtuluş savaşıyla ilgili yazılmış çok iyi ve gerçekçi bir romandır. Anadolu ve İstanbul halkının kurtuluş savaşı sırasındaki durumunu çok iyi yansıtmaktadır. Kurtuluş savaşı ve öncesini konu alan topçu yüzbaşı Cemil’in etrafında gelişen olayları anlatır. Dönemin Anadolu ve İstanbul bölgesinde halkın genel durumunu, bıkmışlığını, İttihatçılar, Karakol Cemiyeti, Milliciler gibi grupların sevap ve günahlarını, Balkan Savaşının bu gruplar üzerinde yarattığı sonuçları irdeler. Akıcı bir dili vardır.

Kitaptan Alıntılar:

Bence ortada iki ümit kıvılcımı var: Biri, kötü Yunan’ın İzmir’e çıkarak başından büyük işe sıvanması… İkincisi, ordu müfettişliğiyle Samsun’a giden Mustafa Kemal…”
“Ortada ordu olmayınca, Mustafa Kemal ne yapabilir?”
“Orasını bilmem ama, bir şey yapılabilirse, bunu başka hiç kimse Mustafa Kemal’den daha iyi yapamaz.”


“Yaşlılıkla ilgisi yok yüzbaşım… Bende yaş yirmi iki. Yamyassıyım yorgunluktan… Atamıyorum üstümden yorgunluğu, ne kadar dinlensem… Bizim yorgunluğumuz gövdemizde değil, ruhumuzda olsa gerek… İki satır okuyamıyorum.


( Mustafa Kemal ) Yola çıkacağı günün gecesi topladı güvendiği arkadaşları… ‘Yenildik’ dedi. ‘Vuruşmayı bıraktık. Vuruşmayı bırakmak, onurlu insanlar olarak yaşamayı hala umut etmektir.’ dedi. ‘Eğer bu umudu kaybedersek bir daha davranacağız, ölüme kadar çabalamak için… İlk iş silahların hepsini kaptırmamak… Çünkü milletler için hiç bir yenilgi son yenilgi değildir. Taşıyabildiğimiz silahı, memleketin içerilerine götürüp saklayacağız’ dedi.


“Ne demek sosyalist?”
“Vallaha aslını ben de bilmiyorum. Sosyalist diyorlar… İşçilerle uğraşırmış bunlar aslında…”
“Bolşevik mi?”
“Yok… ‘Biz Bolşevik değiliz,’ diyorlar.”


Damat Ferit’i tanıyanlar, ‘Bu kez batmayacak bile olsaydık bu herif ne yapar yapar batırırdı,’ diyorlar.


Bu seferberlikte millet askeri neden sevmedi binbaşım? Peygambere soy sop olmaktan yana, Arap bize bakarak, daha zorlu Müslüman olsa gerek… Biz bu seferberlikte Araplara da yaranamadık. ‘Aman şu Arap’ın, susuz gölgesiz çölüne İngiliz gâvuru girmesin,’ diye bunca boğuştuk. Arap bize ‘Sağ ol,’ demedi. ‘Sağ ol’dan geçtim, dönüşte bitireyazdı bizi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir