Zeytindağı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu kitabı daha önce neden okumadım diye kendime kızıyorum. Falih Rıfkı Atay’ın Pozitif yayınlarından çıkan bu kitabı bence herkesin okuması lazım. Sırf Halifelik sıfatını korumak ve kendisinden başka kimseye verilmesin diye devletin parasını (altınını) rüşvet olarak yada bağlı kalsın diye dağıtan bir devletin hikayesi. (Halbuki Halifelik Hz. İmam Hasan ile son bulmuştur.) Türk askerlerinin yurtlarından, analarından, eşlerinden, çocuklarından uzakta başkalarının yerine ne koşullarda savaşmayı, şehit olmayı anlatan bir kitap. Ve Cemal Paşa’nın keşke bu kadar hizmeti Anadolu için yapsaydımları.
Osmanlı Devleti’nin son dönemleri ve Cumhuriyetin kurulmasından önceki olayları anlatan güzel bir kitap. Osmanlı’nın yanlış siyasetinden dolayı çöküşüne neden olan ve devletin parasının hunharca nasıl harcandığını anlatan bir eser. Okumanızı tavsiye ederim.

Aşağıda kitaptan alıntılar yer alacaktır. Sizde mutlaka bu kitaba sahip olup okumalısınız.

Kitaptan Alıntılar:

Eski Alman Orduları Başkumandanı Fon Falkenhein, galiba, Haleb’de toplanan ordularla Bağdad’ı almaya çalışacaktı. O mümkün olmadığı için, Filistin cephesini kendisine verdiler. Fon Kress, Cemal Paşa’nın emrinde idi. Falkenhein ve ondan sonra Liman Fon Sanders, Cemal Paşa’sız kumanda etmişlerdir.
Hiçbirinin durduramadığı İngiliz seli, yine bir Türk, fakat bu sefer öz bir kumandan, Mustafa Kemal tarafından Haleb aşağısında tutulmuştur.
Mustafa Kemal’in orada seçtiği savunma hattı, Milli Misak’taki Türkiye sınırı idi.

———-

Misafir gelen Havran şeyhlerinin bir kusurları vardır: Girdikleri odadan keskin sakal kokuları bir hafta kadar çıkmaz. Dürzi sakalının rengi kınaya, kokusu sirkelenmiş tarçına benzer. Bir gün, ikisine de nişan ve altın vermek için çağırdığımız kardeş şeyhlerle konuşup ayrıldıktan sonra büyüğü yalnız olarak yanıma geldi ve kulağıma:

– Ona daha az verirseniz olur, dedi; çünkü nüfuzu ehemmiyetsizdir.
O çıktıktan sonra, küçüğü odama girdi; daha ziyade kulağıma eğilerek:

– Ona vermeseniz de olur, dedi; çünkü hiç nüfuzu yoktur.

———-

Hele çöl bedevilerinin altın ve kıymetli taştan başka dinleri yoktu. Sınır boylarındaki şeyhlerin göğsünde İngiliz ve Alman nişanları yanyana idi. Şeyh size kim olduğunuzu sorar, İngiliz misiniz?

– Yaşa İngiliz!
– Türk müsünüz?
– Yaşa Türk!

———-

Ordu kumandanlarının, Padişah adına, üçüncü rütbeye kadar nişan verebilmek hakları idi. Şeyh Esad dua ederek, bir ihtiyar yüzbaşı nişan, bir yaver hil’at, ben de para veriyorduk.
Büyük şeyhlerden biri Üçüncü Mecidi nişanı boynuna takılırken, gözü altında, kordelayı eliyle itti ve sarı külçeleri göstererek:

-Ondan isterim, dedi.

Büyük Harbde Osmanlı hazinesinin büyük bir kısmı çöl ve urban yemiştir.

———-

İsa’nın mezarı, üstünü temizlemek sevabı pay edilemediği için, toz toprak içindedir. İpi kopararak düşen çanı hiç kimse kaldırıp yerine takmaz. Beytüllahim kilisesi de böyle idi: Enver Paşa, kilise camlarının niçin kırık bırakıldığını sorduğu zaman, masraf etmek sevabını milletlerin paylaşamadıklarını ve her teşebbüsün arkasından kan ve kavga çıktığını söylemişlerdi. Başkumandan kiliseyi bir jandarma müfrezesi ile sardırdı ve kilisenin pencerelerine yeni camlar ancak böyle takılabildi.

———-

Rahat döşeğinde ölmeyen İsa’nın mezarı etrafında, çepeçevre, Müslüman jandarmaları nöbet beklemektedir. Kilise içinin her parçası bir başka millete ayrılmış olduğunu yazmıştım: Her millet kendi yerini süpürür, yıkar ve taşı üstüne yalnız o milletin ayağı basar. Birinin süpürgesi ötekinin taşına dokundu mu, cinayet olur ve İsa’nın mezarına gözyaşı yerine kan sıçrar.

———-

Yalnız Kudüs’te dilencinin çerçevesi ihişamlıdır: Medine, dini mallaştırmış ve maddeleştirmiş bir Asya pazarı idi. Kudüs dini oyunlaştırmış bir Garp tiyatrosudur. Kudüs’te oteller yarı kilisedir, uşakları yarı papazdırlar ve hizmetçiler yarı hemşiredirler. Hepsinin cübbesi, putu ve beyaz başlığı, simokinleri, askıları ve önlükleri ile aynı dolapta durur. Kamame papazlarını takma sakal sanırdım: Bunlar biraz eğildikleri zaman, cübbelerin arkasında tabanca kabzalarının kabartısı görülür.

———-

Hicaz hurması gibi Filistin zeytini de ancak para ile satın alınabilir. Şakağa yapışmış yağlı saç parçasını bükerek can çekişen Kudüs hacıları, yağlı hırkalarının çürümüş pamuğunu didikleyen Medine hacılarından daha bahtiyar değildiler. İsa’nın açları da Hz. Muhammed’in açları kadar ve onlar gibi sürünmek kaderlisidirler.

———-

-Bir gün Cemal Paşa, Beyrut’ta kadın, erkek, Hristiyan, Müslüman bir cemiyete davetli idi. Sofranın ortasında birden:
Kalk hocam, bir nutuk söyle! dedi.
-Neye dair emir buyurursunuz?
-Kadınlığa dair!

-Beni güç mevkide bıraktınız Paşam dedi. Biliyorsunuz ki ben dini bütün Müslümanım. Buradaki hanımlar Hristiyanlar. Evvelki ne söyleyeyim? Sonra ben Fransızca bilmem; onlar Türkçe konuşmaz… Müsaade ederseniz Arapça hitabedeyim.

Ve kadınlara şunu söyledi:
– Dini bütün Müslümanım, demiştim.
Öyleyim. Fakat Hristiyanlarda bir tek şeyi kıskandım: Kadına verilen itibar ve kıymeti! Hristiyanlık, Allah’ını bile insanlara bir kadının kucağında arzetti ve hala öyle gösterir.

———-

Dimetoka’da genişçe bir salonda toplanıldığını hatırlıyorum. Epey kalabalık var. Hacı Adil, tümen komutanları Fahri Paşa, Fethi Bey, hep üst saftadırlar. Aşağıya doğru öteki misafirlerin arasında bir kurmay göze çarpıyordu. Sarışın, sert ve bakınırken gözlerine takılmamak imlkansız! Hacı Adil, arasıra ona dönüyor. Belli ki, rütbesi ile nisbetsiz bir önemi var. Biz meşrutiyetin komitacılık aleminde bu önemlere alışmıştık. Salondan çıktıktan sonra, Hacı Adil’e bu zatın kim olduğunu sordum.

— Mustafa Kemal Bey, dedi.

Sonra biraz şaşıca gözlerini manalaştırarak, ilave etti:

— Yamandır!

———

Enver gittikten sonra, Hacı Adil, tecrübesinden faydalanılmak istenmeyen yaşlı adamların derin ahını çekerek:
–Çocuk! dedi.

O günlerde Hacı Adil devre çıkıyordu. Tanin gazetesine mektuplar yazmam için beni de yanına aldı. Enver, bir tümenin kurmay başkanı idi. Tertip bakımından, zaten boşalmış olan Edirne’ye onun tümeni girmeyecekmiş. Fethi Bey’in, Kurmay Başkanı olduğu tümen girecekmiş. Enver, Balkan savaşının tek fetih şerefini rakiplerine bırakmamak için, süvarisini olanca hızı ile ileri atmış, bu yüzden eski arkadaşları ile arası açılmış. Hacı Adil, Dimetoka’ya uğrayarak, bu soğukluğu gidermeye çalışacakmış. Bunları parça parça etraftan öğreniyordum. Yoksa böyle politik sırları kendisine söylenecek yaşta ve yerde değildim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir